Çünkü anlamak, haklı çıkarmak değildir.
Ama anlamadan da çözemeyiz.

Bir çocuk okuldan eve döndüğünde annesi çantasını açtı. Defterinin bir köşesi yırtılmıştı. Kalem kutusunun fermuarı bozulmuş, gömleğinin yakasında küçük bir sökük oluşmuştu.

“Ne oldu?” diye sordu annesi.

“Bir şey olmadı.”

Çocuk bazen en çok şeyi bu iki kelimeyle anlatır.

Bir başka evde, başka bir çocuk aynı akşam yemeğe oturdu. Gün içinde arkadaşına vurmuştu. Babası neden yaptığını sorduğunda omuzlarını kaldırdı.

“Sinirlendim.”

İki çocuk. İki ayrı ev. Aynı günün birbirinden habersiz iki hikâyesi.

Biri zarar görmüştü, diğeri zarar vermişti. İkisinin de yetişkinlere anlatamadığı şeyler olabilirdi.

Türkiye’de çocukların ve gençlerin karıştığı şiddet olaylarını konuşurken çoğu zaman olayın gerçekleştiği âna bakıyoruz. Bir yumruğa, bir tehdide, bir görüntüye. Oysa o âna gelinceye kadar yaşananları yeterince merak etmiyoruz.

Bir çocuğun öfkesini nasıl öğrendiğini, hayal kırıklığıyla ne yaptığını, evinde anlaşmazlıkların nasıl çözüldüğünü, okulda kendisini ne kadar güvende hissettiğini sormuyoruz.

Çünkü şiddet yalnızca bireyin davranışında ortaya çıkmaz. Bazen aile ilişkilerinde öğrenilir, bazen akran gruplarında pekiştirilir, bazen de toplumun güç ve üstünlük anlayışından beslenir.

Evinde bağırılarak susturulan bir çocuk, bağırmanın insanları susturabildiğini öğrenebilir. Korkutularak söz dinletilen bir çocuk, korkutmayı bir çözüm yolu sanabilir. Bununla birlikte, şiddete tanık olan her çocuk şiddet uygulamaz. İnsan davranışı tek bir yaşantının kaçınılmaz sonucu değildir.

Ergenlikte ise başka ihtiyaçlar belirginleşir. Kabul görmek, bir gruba ait olmak, küçük düşürülmemek, kendini gösterebilmek… Henüz gelişimini sürdüren duygu düzenleme ve dürtü kontrolü becerileri, akran baskısıyla birleştiğinde saldırgan davranış riskini artırabilir.

Bugün bir okul koridorunda başlayan tartışma, birkaç dakika sonra telefon ekranlarında dolaşabiliyor. Bir çocuğun aşağılanması başkalarının eğlencesine dönüşebiliyor. Görüntü yayılıyor, yorumlar çoğalıyor. Olay bitse bile çocuğun maruz kaldığı aşağılanma devam edebiliyor.

Peki yetişkinler?

Bizler çocuklara öfkelerini kontrol etmelerini söylerken kendi öfkemizle ne yapıyoruz?

Saygılı olmalarını isterken birbirimizle nasıl konuşuyoruz?

Şiddete başvurmamalarını öğütlerken anlaşmazlıklarımızı hangi yollarla çözüyoruz?

Türkiye’de çocukların yaşadığı koşullar birbirinden farklı. Ekonomik güçlükler, sosyal dışlanma, aile içi çatışmalar, okulda zorbalık ve destek hizmetlerine erişimdeki eşitsizlikler bazı çocuklar için önemli riskler oluşturabiliyor. Ancak yoksulluğu şiddetle özdeşleştirmek de yanlış olur. Riskleri belirleyen, koşulların birbirleriyle nasıl etkileştiğidir.

Bu nedenle çözümü yalnızca daha ağır cezalarda ya da daha sıkı disiplin uygulamalarında aramak yeterli değildir.

Çocukların duygularını tanıyabildiği, anlaşmazlıkları şiddete başvurmadan çözmeyi öğrendiği, güvenilir yetişkinlere ulaşabildiği ortamlar oluşturmalıyız. Aileleri desteklemeli, okullarda zorbalığı önleyici çalışmaları güçlendirmeli, psikolojik danışmanlık ve sosyal hizmet mekanizmalarını erişilebilir kılmalıyız.

Saldırgan davranış gösteren çocuğun sorumluluğunu ortadan kaldırmadan davranışının nedenlerini anlamaya çalışmalıyız. Zarar gören çocuğun güvenliğini, haklarını ve iyileşme ihtiyacını ise hiçbir açıklamanın gerisine bırakmamalıyız.

Çünkü anlamak, haklı çıkarmak değildir.

Ama anlamadan da çözemeyiz.

Ve bir çocuğun davranışından sorumlu tutulması, onun değişebilme ihtimalinden vazgeçilmesini gerektirmez.

Belki de artık çocuklara yalnızca nasıl davranmaları gerektiğini anlatmak yerine, onların nasıl bir dünyada büyüdüklerine daha dikkatli bakmalıyız.

Sabah çantasını alıp okula giden çocuk, akşam eve döndüğünde aynı çocuk olmayabilir. Gün içinde yaşadığı bir korkuyu, utancı, öfkeyi ya da yalnızlığı beraberinde getirmiş olabilir.

Kapı açıldığında ona ne söylediğimiz önemlidir.

Ama belki daha önemlisi, o konuşmaya başlayınca ne kadar dinlediğimizdir.

Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizden öğrenmezler.

Birbirimize yaptıklarımızdan da öğrenirler.