Onunla gurur duyduğumu söylediğimde gözleri büyüdü.
O ana kadar sorularını soruyor, cevaplarımı alıyordu. Konuşmamızın bir sırası vardı. Kapımı çalmış, kısa bir anket yapmak istediğini söylemişti. Ben de yanıtlamaya başlamıştım. Birkaç dakika sonra bitebilecek, günün geri kalanında hatırlamayabileceğim bir konuşmaydı.
Liseye devam ettiğini, bir yandan da çalıştığını o sırada öğrendim.
Dikkatim sorulardan ona kaydı. Okulu vardı. Bunun yanında kapı kapı dolaşıyor, tanımadığı insanlarla konuşuyordu. Kaçıncı kapıydım, benden önce nasıl karşılanmıştı, bilmiyordum. Ama yaptığı işin çabasını görebiliyordum. Bunu kendisine de söyledim.
Önce duraksadı. Sonra onunla gurur duyduğumu duyunca, yüzündeki şaşkınlık belirginleşti. Sanki konuşmanın bu kısmına hazırlanmamıştı.
Ben de hazırlanmamıştım. İçimden geçeni söylemiştim yalnızca. Ardından ne diyeceğimi önceden düşünmemiş, sözlerimin onun üzerinde nasıl bir etki bırakacağını hesaplamamıştım. Fakat yüzündeki ifade değişince söylediklerimi ben de yeniden duydum.
Bir çaba gösteriyorsun. Fark ediyorum.
Söylediklerimin içinde bu vardı.
O an ne hissettiğini bilmiyorum. Belki hiç tanımadığı birinden böyle bir karşılık beklemiyordu. Şaşkınlığını, hayatında hiç takdir edilmediğinin kanıtı gibi görmek istemem. Birkaç dakikalık bir karşılaşmadan bir gencin bütün hayatını çıkaramam.
Yine de o bakış bende kaldı.
Anketin ardından diş bakım ürünlerini tanıttı. Diş macunu, diş fırçası ve bir ürün daha. İhtiyacım olabilecek üç ürünü aldım. Konuşmamız yeniden bildiğimiz sıraya dönmüştü; o işini yapıyor, ben alacaklarımı seçiyordum.
Kapı kapandıktan sonra ürünleri yerlerine koydum.
Bunu yaparken hâlâ onun yüzünü düşünüyordum. Az önce konuştuğum genç gitmişti. Aldığım şeyler evdeydi. Karşılaşmanın bu kadar kolay tamamlanabilmesine rağmen zihnimde bir yerinin açık kalması tuhaf geldi.
Neden şaşırmıştı?
Bu soruyu kendime birkaç kez sordum. Sonra cevabını bilmediğim bir şeyi onun adına tamamlamaya başladığımı fark ettim. Belki soruyu değiştirmem gerekiyordu.
Ben, birinin çabasını fark ettiğimde bunu ne kadar sık söylüyordum?
Her zaman değil. İçimden geçirdiğim, ama karşımdakine söylemeden başka bir şeye döndüğüm zamanlar olmuştu. Takdir etmekle takdir ettiğini duyurmak arasında, insanın kendiliğinden kapandığını sandığı bir mesafe vardı. O gün bunu düşünmemiştim. Şimdi düşünüyordum.
Yaptığı işe saygı duymuştum. Bundan kuşkum yoktu. Ama bir gencin okulla işi bir arada sürdürmesine yalnızca hayranlık duyarak bakmak da içime sinmiyordu.
Bir liseli gencin emeğini takdir etmekle, çalışmak zorunda kalmasını normalleştirmek aynı şey değil.
Onun hangi nedenle çalıştığını bilmiyordum. Belki istediği bir şeyi almak, belki evine katkıda bulunmak, belki de başka bir amaç için. Bu ihtimallerden birini seçip hikâyesi diye anlatamazdım. Fakat nedenini bilmemem, çocukların hangi koşullarda büyüdüğünü düşünmeme engel değildi.
Okula gidebilmesini istiyordum. Dinlenmeye, arkadaşlarına, henüz ne yapacağına karar vermediği bir zamana da yeri olsun istiyordum. Çalışmayı seçerse güvenli koşullarda çalışabilsin; bunun için eğitiminden vazgeçmesi gerekmesin.
Kapının önünde söylediğim sözlerle bunlar birbirini bozmuyordu. Çabasını takdir edebilir, aynı zamanda bu çabanın ona neye mal olduğunu sorabilirdim. Cevabını bilmiyorsam da o boşluğu güzel bir hikâyeyle kapatmayabilirdim.
Bir de kendi sözümün üzerinde durdum. Onunla gurur duyduğumu söylemiştim. İçtendi. Yine söylerdim. Ama karşımdaki liseli genç çalışmıyor olsaydı, yalnızca okuyor, zorlanıyor ya da ne istediğini henüz bilmiyor olsaydı, ona bakışımda ne değişirdi?
Bu soruyu hemen cevaplamak istemedim.
Bir genç, görülmeye değer olmak için çalışkanlığını kanıtlamak zorunda değildi.
O gittikten sonra gün devam etti. Aldığım ürünler, kullanacağım diğer şeylerin arasında yerlerini buldu. Onun gününün nasıl sürdüğünü öğrenmedim. Belki bir sonraki kapıda aynı soruları sordu, ürünlerini yeniden anlattı. Benim uzun uzun düşündüğüm karşılaşma, onun için çoktan geride kalmış olabilir.
Bunu da olduğu gibi bırakabilirdim.
Yalnız, gözlerinin büyüdüğü o anı unutmadım. Önce bir anketi yanıtlamıştım. Sonra bir gencin çabasını fark ettiğimi söylemiştim. Şimdi kendi sorularımın karşısındaydım.
Anketi bitirmiştik.
Fakat sorular bu kez bende kalmıştı.
Bir çocuğun emeğini takdir etmekle, çalışmak zorunda kalmasını normalleştirmek aynı şey değil.
Bir düşünce, başka bir düşünceye açılır.
Yazılara dön
YAZININ ARDINDAN
Okur notları
Her yorum, yayın sahibinin değerlendirmesinden sonra görünür.
Henüz onaylanmış bir yorum yok.
Bir not bırakın.
Adınız veya rumuzunuz ve yorumunuz, onaylandığında bu yazının altında görünür. E-posta adresi istenmez. Lütfen özel veya hassas bilgi paylaşmayın. Yorumlar düz metindir; bağlantılar etkinleştirilmez.