Bir kadının şiddetten korunma hakkı, hayatını onaylamamıza bağlı değildir.
Hayat kadını dediğimiz kadınların hayatlarından ne kadarını biliyoruz?
“Hayat kadını…”
İki kelime. Birinde hayat var, ötekinde kadın. Ne tuhaf ki yan yana geldiklerinde, bazen ikisini de göremez oluyoruz.
Kırmızı Oda dizisindeki Melek’i düşündüm. Sonra Hayat’ı. Aynı kadının birbirinden uzak düşmüş iki adını.
Melek henüz çok gençken evinden ayrılmıştı. Annesi Meliha, çıkan yangında kızını kaybettiğini sanıyordu. Oysa Melek hayattaydı. İstanbul’da, annesinin bilmediği bir hayatın içindeydi. Daha sonra kendisine yeni bir isim seçti:
Hayat Parlak.
Bu ismin üzerinde durdum. İnsan kendisine yeni bir ad seçerken neyi geride bırakmak ister? Geçmişini mi, başkalarının onu çağırma biçimini mi, o sesi duyduğunda içinde uyanan şeyi mi?
Melek’in adını neden değiştirdiğine kendi cevabımı yerleştirmek istemiyorum. Ama seçtiği isim, hikâyesini dinlerken aklımdan çıkmadı. Hayatının bundan sonrasına ilişkin bir isteği taşıyor gibiydi. Geçmişi ortadan kaldırmıyordu; yine de bundan sonrasının başka türlü olabileceğini düşündürüyordu.
Onun hikâyesinde beni asıl durduran, evinden ayrılması değildi. Özgürlüğe ulaşmaya çalışırken kendisini başka insanların kararlarına açık bir dünyada bulmasıydı.
Bir çocuğun evden gitmek istemesiyle gidebileceği güvenli bir yerinin olması aynı şey değildir.
Melek, annesinin kendisine neden bu kadar baskı yaptığını anlamıyordu. Meliha’nın geçmişindeki yaraları, korkularını bilmiyordu. Kendisine ulaşan, o korkuların açıklaması değil, gündelik hayattaki karşılığıydı. Korunmakla kısıtlanmak arasındaki fark, annesi için başka, onun için başkaydı.
Meliha ise kızını yanında tutmaya çalışırken onu kendisinden uzaklaştırdığını yeterince görememişti. Aynı evde birbirlerinin hayatına bu kadar yakın, birbirlerini anlamaya bu kadar uzak kalmışlardı.
Yıllar sonra Melek, Hayat adıyla Doktor Manolya’nın karşısına oturduğunda kendi hikâyesini anlatmaya başladı. Konuştukça yalnızca yaşadıkları değil, yaşadıklarının içinde kendisini nasıl gördüğü de beliriyordu.
Ve o soru:
“Bir tane hayat yok mu, Doktor Hanım?”
Soruyu duyduğumda, bir kadının hayatından söz ederken ne kadar kolay kesinleşebildiğimizi düşündüm. Bir sıfatı söyleyince onu tanımış gibi oluyorduk. Bundan sonra neleri merak etmemiz gerektiğini değil, artık merak etmemize gerek kalmadığını sanıyorduk.
Adını bile sormuyorduk.
Oysa bir adı vardı. Çocukluğu, sevdiği şeyler, özlediği insanlar. Bizim bilmediğimiz bir sabahı, kendisinden başka kimsenin aynı biçimde hatırlamayacağı bir günü vardı. Bunların hiçbirini öğrenmeden, hakkında konuşmaya başlayabiliyorduk.
Seks işçiliği yapan kadınların hayatları birbirinin aynı değil. Şiddetten kaçan, ekonomik çaresizlik yaşayan, kandırılan ya da zorlanan kadınlar var. Kendi iradesiyle bu işi seçen yetişkin kadınlar da var. Zorla çalıştırılmayı, insan ticaretini ve cinsel sömürüyü özgür iradeyle verilmiş bir kararla aynı yerde değerlendiremeyiz.
Fakat bu ayrımları yaparken değişmemesi gereken bir şey var:
Bir kadının şiddetten korunma hakkı, hayatını onaylamamıza bağlı değildir.
Yaptığı iş, istemediği bir cinsel ilişkiye zorlanmasının gerekçesi olamaz. Tehdit edildiğinde, dövüldüğünde, öldürülmekle korkutulduğunda güvenlik ve adalet talep etme hakkını kaybetmez.
Yine de bir kadın öldürüldüğünde, bazen önce onun hayatını sorgulamaya başlıyoruz. Nerede çalışıyordu? Kimlerle görüşüyordu? Gece neden dışarıdaydı?
Soruların yönü değişiyor. Failin yaptıklarından uzaklaşıp kadının tercihlerine dönüyoruz. Sanki yaşamında bir ayrıntı bulursak ona yapılanı başka türlü değerlendirebilecekmişiz gibi.
Hiçbir ayrıntı bunu değiştirmez.
Bir başka eşitsizlik de aynı kapının iki yanında beliriyor. O kapıyı çalan erkek gündelik hayatına, toplum içinde tanındığı kimliğe dönebiliyor. Kapıyı açan kadınsa kendisine verilen sıfatın içinde bırakılabiliyor. Erkeğin hayatı birçok parçadan oluşmaya devam ederken, kadının hayatı tek bir kelimeye sığdırılıyor.
Melek’i yeniden burada düşünüyorum.
Annesinin korktuğu hayatın içine girmişti. Ama yaşadıklarını yalnızca Meliha’nın korkularının gerçekleşmesi olarak okumak, Melek’i bu kez de annesinin hikâyesinde kaybetmek olurdu.
Onun kendisine ait bir hikâyesi vardı. Kırgınlıkları kadar istekleri, yanılgıları kadar kararları vardı. Yaşadığı sömürüyü görmek, onu yalnızca başına gelenlerle anlatmayı gerektirmiyordu.
Bir insanın uğradığı zararı görmekle, onu o zarardan ibaret görmek aynı şey değil.
Bu yüzden seks işçiliği yapan her kadını kurtarılmayı bekleyen biri olarak anlatmak da içime sinmiyor. Kimisi şiddetten uzaklaşmak istiyor. Kimisi başka bir işe geçebilmek için desteğe ihtiyaç duyuyor. Kimisi yaptığı işi sürdürürken güvenli, ayrımcılıktan uzak koşullarda yaşamak istiyor.
Ne istediğini sormadan onun adına iyi bir hayat tarif ettiğimizde, sözünü bir kez daha elinden alabiliriz. Yardım etmek isterken de bir insanı dinlemeyi unutmak mümkün.
Hayat adını bu yüzden zihnimde yeniden söyledim.
Hayat.
Bu kez bir sıfatın ilk kelimesi değildi. Bir kadının kendisine seçtiği addı. Onu nasıl tanımlayacağımızdan önce, kendisini nasıl çağırmak istediğini düşünmeye davet ediyordu beni.
Bir kadının hayatını bize benzediğinde mi değerli buluyoruz? Doğru kabul ettiğimiz biçimde yaşadığında mı? Yoksa bizden farklı, bize uzak, bütünüyle bilmediğimiz bir hayatın da aynı değeri taşıdığını kabul edebiliyor muyuz?
Melek’in bütün kararlarını kendime yakın bulmam gerekmiyor. Fakat onu anlamaya çalışırken, kendi yakınlığımı onun değerinin ölçüsü yapmamam gerekiyor.
Belki “hayat kadını” sözünü bir dahaki duyduğumuzda, o kadını tanımladığımızı sanmadan önce durabiliriz. Hayatından ne bildiğimizi, bilmediğimiz yerleri hangi yargılarla doldurduğumuzu düşünebiliriz.
Çünkü herkesin bir hayatı var.
Ama herkesin hayatına aynı değeri vermeyi henüz öğrenemedik.
Bir düşünce, başka bir düşünceye açılır.
Yazılara dön
YAZININ ARDINDAN
Okur notları
Her yorum, yayın sahibinin değerlendirmesinden sonra görünür.
Henüz onaylanmış bir yorum yok.
Bir not bırakın.
Adınız veya rumuzunuz ve yorumunuz, onaylandığında bu yazının altında görünür. E-posta adresi istenmez. Lütfen özel veya hassas bilgi paylaşmayın. Yorumlar düz metindir; bağlantılar etkinleştirilmez.