Hayatı çözmeye çalışırken kahvemi soğutuyorum. Bazen bütün mesele bu kadar küçük; kayıp, bu kadar sessiz.

Bir cümle yazıyorum. Ardından onu açıklayan bir cümle daha. Sonra yanlış anlaşılmasın diye bir yenisini eklemek geliyor içimden. Bir süre sonra ilk söylediğim şey görünmez oluyor. Kelimeler çoğaldıkça anlamın da çoğalacağını sanıyorum.

Oysa bazı cümleler, üstlerinden biraz yük alınca duyuluyor.

İnsan da öyle.

Bir güne ne kadar çok şey sığdırırsam onu o kadar iyi yaşamış olacağımı düşündüğüm oluyor. Yazmak, okumak, öğrenmek, yetişmek… Sevdiğim şeyleri bile arka arkaya dizip kendime bir koridor yapıyorum. Sonra o koridordan neden koşa koşa geçtiğime şaşırıyorum.

Huzur, bazen sevdiğin şeyleri bile aceleye getirmemektir.

Kahvenin ilk yudumunu fark etmek istiyorum. Bir şarkının sonunu dinlemek. Yazdığım sayfayı kapattığımda, kalan işlerin hesabını hemen açmamak. Masanın üzerindeki defterin bir süre kapalı kalmasına izin vermek. Boşluğu, hemen doldurulması gereken bir eksik sanmamak.

Hayatın kolay olduğunu söylemiyorum. Bazı güçlükler, düşünmeyi bırakınca ortadan kalkmıyor. Sorumluluklar var; kararlar, emek isteyen işler. Ama her güçlüğün çevresine bir de bütün ihtimalleri dolamam gerekmiyor. Bazen çözmeye çalıştığım düğümün bir ucunu da ben sıkıyorum.

Sadelik, hayatı küçültmek değil; ona gereksiz yere eklediğim yükü azaltmak.

Büyük bir mutluluğun gelmesini beklerken küçük bir iyiliği gözden kaçırmak istemiyorum. Yazılacak sayfalar yine olacak. Cevabını henüz bilmediğim sorular da.

Şimdilik kahvem sıcak.

Önce onu içeyim.

Sadelik, hayatı küçültmek değil; ona gereksiz yere eklediğim yükü azaltmak.